tel-icon 0546 633 56 50

  • face-icon
🔎

EVLİLİK SORUNLARI

Yaygın Evlilik Sorunları

Evlilikte yaşanan sorunlarda bencilliğin rolü önemlidir. İnsandaki biyolojik dürtüler, kendisini bencil olmaya yöneltir, kişi bu duygularını terbiye etmelidir. Terbiye, kendi biyolojik dürtüleriyle karşı tarafın duyguları arasındaki dengeyi kurmakla sağlanır. Bu da bencillik ve benmerkezcilikten fedakarlık ederek, karşı tarafın mutluluğunu düşünmektir. ‘Seni seviyorum, sana ihtiyacım var’ demek, bencilce bir sevgidir; içinde çıkarcılık vardır. İhtiyacı olmadığı zaman bırakabileceği anlamını da taşır. Bencilliğin karşıtı olan fedakârlık ise, kişinin bazı isteklerini kurban edebilmesidir. Evlilikte yaşanan sevgi, seksten daha önemlidir.

aile-cift-terapisi

Hamlet’te, ‘kocam beni seviyor mu?’ diye soran kadına erkek, ‘kocanın senin için yaptığı fedakârlıklara bak’ diye karşılık verir. Sevginin ölçüsü budur. Erkek maddi imkanından veya istirahatından fedakârlık ederek sevdiğini gösterir. Sadece ‘seni seviyorum’ demek, ölçü değildir. Burada kişi, kendisiyle barışık olması ve kişisel bütünlüğü için, karşıdakine ‘sevgine ihtiyacım var’ demektedir. Bu ifade, evlilikte önemli bir duygudur, ama amaç olmamalıdır. İnsan karşındakini, kendisini mutlu ettiği için değil, kendi olduğu için sevmelidir, ideal olan budur.

Burada romantik sevgi ile erotik sevgi arasındaki farkı görüyoruz. Erotik sevgide cinsel bir tutku vardır, karşıdaki insanı hoşnut etme bencilliği vardır. Hayatı paylaşma sürecinde, önemli olan ‘eşim beni mutlu ederken, ben de onu mutlu edebiliyor muyum?’ sorusunu sormaktır. Bu evliliğe güç katar. Meselâ kariyer sahibi, finansman açısından erkeğe ihtiyacı olmayan pek çok kadın vardır. Onlar, ‘dolu bir hayatım var, fakat hayatı paylaşacağım biri olsun istiyorum’ derler. Çünkü kadında, akşam birlikte olacağı güçlü bir eş arayışı vardır.

Hayatı paylaşabilmek evlilikteki en önemli unsurlarındandır. Yalnız ideal olan, tarafların bunu kendi kimliklerini koruyarak yapmalarıdır. Eşinin kimliğini terk ederek kendine uymasını istemek bencilliktir. Ünlü psikolog Eric Ericson, ‘ yetişkin olma yolunda dostluktan önce, kimlik önemlidir’ der. Kimliksiz insanın, iyi bir dostluk yapması zor olduğu gibi, iyi bir evlilik yapması da zordur. İnsan kimlik sahibi olmadığı ya da onu geliştiremediği, meselâ sürekli annesine bağımlı olduğu zaman iyi bir eş olamaz. Bir anne baba çocuğunu kimliksiz, kendine bağımlı olarak yetiştirirse, o çocuktan iyi bir evlilik beklenmemelidir. Yetişkin olma yolunda bireyselleşen ve kimliğini bulanlar, kendini tanıdığı ve zayıf yönleriyle cesurca yüzleşebildiği için, iyi evlilik yapmaya adaydırlar. Kendini tanıyan bir insanın iyi ilişkiler kurma ihtimali yüksektir. Kimlik sahibi insanlar, kendini sürekli yeniden tanımlayan kişilerdir. Çünkü insanın parmak izleri gibi kişiliği de farklı yaratılmıştır.

Uzlaşma sanatının gelişebilmesi farklı kişiliklerin varlığını gerektirir. Bir taraf diğerinin sergilediği kişilik tipine tamamen uyarsa, evlilik bir müddet sonra monotonlaşıp tatsızlaşır, bu durum iki tarafı da mutsuz eder. Fakat iki farklı kimlikte zaman zaman tatsızlıklar, sıra dışı duygular, fırtınalar yaşansa da; bu durum evliliğe çeşitlilik katarak, monotonluktan uzaklaştırır. Evrenin çeşitlilik ilkesiyle yaratılmasının ana sebebi monotonluktan uzaklaşması ve iletişimi artırmasıdır. Bu evlilikte de gereklidir, dolayısıyla kimlik sahibi kişilerle evlenilmelidir.

Eşlerin birbirlerine körü körüne bağlılığı da tehlike işaretidir. Bir müddet sonra taraflardan biri evliliği zevksiz bularak kendisini başka bir meşguliyete verebilir. Meselâ, bazı ‘işkolik’ erkekler vardır ki; gece on ikilere kadar çalışırlar. Bu kişilerin aşırı derece çalışması, çok çalışkan oldukları ya da işi çok sevdiklerinden değil, evindeki ortamdan kaçmaları sebebiyledir. Burada evde mutlu olamayışın önemli rolü vardır. Tarafların ayrı birer kimliklerinin olması ve kendilerini özgürce ifade etmeleri, evlilikte istenen şey olmalıdır.

Geleneğimizde kadın kimliği genellikle önemsenmez; ondan erkeğin kimliğine teslim olması istenir. Erkek patrondur; kadın, kimliği olmadan ona teslim olmalıdır. İnsanlarda ideal evliliğin bu olduğu düşüncesi hakimdir. Bu geleneksel bir yanlıştır, evliliği monoton ve pasif hale sokar. Kadın kendini, kimliğini ispatlama zorunda hissetmemelidir. Yoksa kendini gerçekleştirmek için evlilikle ilgili bir çok sorun çıkarır, eleştiri yapar. Onun, fikirlerine değer verildiğini ve kararlarının göz önüne alındığını bilmesi, kimlik kazandığını gösterir. O zaman eşinin görmediği bir şeyi görebilir, bir hatasını bulup çıkarabilir; bu şekilde birbirini tamamlayan birliktelikler ortaya çıkar. İdeal evlilikte devamlı yenilik ve değişim, eşlerin kimlik sahibi olmalarıyla mümkündür, hayat boyu kalite ancak bu şekilde yakalanabilir. İnsanlar o zaman başka ilgi alanlarına ihtiyaç hissetmezler. Sürekli değişim içinde olduğundan hayatlarına renk katılmış olur.

Evlilikte durgunluk tehlikelidir. Bir evlilik çok durgun gidiyorsa, akla o evliliğin geleceği ile ilgili soru işaretleri takılmalı, her an bir sorun çıkabileceği düşünülmelidir. Hayata ilgi duymak, hayatı ilgi çekici yapmakla mümkündür. Evliliklerde arada bir fırtına çıkması faydalıdır ve istenilmese de kaçınılmazdır. Aslında seyrek yaşanan bu fırtınalar sağlıklı evliliğin işaretleridir. Sorun yaşanmayan, sıfır hata ile yürüyen evlilik yoktur. Çünkü insanın olduğu yerde sorun da vardır. Fakat bu sorunlar ya da fırtına üç günden fazla sürerse problem oluşturur.

Evlilikteki sorun alanlarından birisi de, yapışık ikizler gibi gereğinden fazla beraberliktir. Meselâ erkek sabah sporuna giderken, kadının da saatini kurup eşine takılması gibi... Her insanın hür düşünmesi için kendine özel, sessiz bir zamanı olmalıdır. Müdahaleci, ‘kontrol bende olsun’ diyen kimseler, eşinin kendi kendine kurduğu hayalleri bile bilmek isterler. Karşı tarafın her fikrini öğrenmek isteyen, onun hayaline dahi karışan kişilere, ‘eşinin dalıp gittiğini görürsen, sen de ona ne düşündüğünü sor, bakalım neler hissedecek?’ demelidir. Hatta insan kendisine, Yaratıcısı ile beraber olmak için dahi özel bir zaman ayırmalıdır. Onun için ayrılan zaman kişiyi ayrıca mutlu edecektir.

Yapışık evlilikler ilişkileri durgunluğa götürür. Çiftlerin evin dışında bir takım arkadaşlıklar kurması, evliliğin sağlıklı olduğuna işarettir. İnsan bütün duygu ihtiyaçlarını eşiyle karşılaması, bütün duygusallığı eşiyle paylaşması evliliğe baskı ve yük katar, evliliği inceldiği yerden kopacak hale getirir. Bu yüzden kişiler eşi dışında bir takım arkadaşlık ilişkileri de geliştirmelidir.

Boşanma

Boşanmanın dünyada en çok yaşandığı ülkeler ABD ve Rusya’dan sonra Baltık ülkeleri, en az olduğu ülkeler ise Moğolistan ve Kolombiya’dır. Türkiye ise dünyada boşanmanın en az olduğu on ülke içerisinde yer alır. Ancak boşanmalar hem dünyada, hem de ülkemizin Batı bölgelerinde gitgide artmaktadır.

Dünyada boşanmalar hiçbir zaman çağımızdaki kadar yaygın değildi. Bunun en büyük sebebi, evlilik bağlarını zayıflatan modernitedir. Çünkü modern hayat, hem annelik duygusunu zaafa uğrattı; hem de ‘Benmerkezciliği’ ön plana çıkararak, kişinin her şeyden önce kendisini sevmesi gerektiğini, kutsallığın insanın kendi çıkarında olduğunu söyledi. Bu önerme, insanlık tarafından kabul görmeye başladıkça evlilik de sorgulanmaya başladı. Açık evlilik ve cinsellik kavramları, bu felsefi önermenin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Boşanma Sebepleri

Boşanan insanlar, genellikle eşlerinin kişilikleri ve ruhlarının, kendilerinden farklı olduğunu söyler. Meselâ bazı insanlar, arabaları bir iki arıza yaptığında onu hemen satar, yenisini alırlar. Evlilikte de durum böyledir, ufak tefek arızalarda hemen eş değiştirmek şeklinde kendini gösterir. ‘Buna nasıl sabrederim, bu gemiyi batırmadan nasıl götürürüm?’ tarzında hareket etmek, büyük bir çaba gerektirir. İnsanlar eskiye göre daha bencil zevkler peşinde ve daha sabırsız olduklarından, zorluklara katlanma yönünde daha az verici davranmaktadır. Zevk peşinde koşmayı daha fazla sevdiklerinden, evlilik sorumluluğu onlara yük gibi gelmektedir. Buna bağlı olarak da boşanmalar artmıştır.

Boşanmalarda çocuklara yaklaşım çok önemlidir. Çocuklara, ‘insanlar nasıl evlenir ve beraber yaşamaya başlarlarsa, boşanabilirler de. Bu hayatın bir gerçeği. Biz eş olarak boşanıyoruz ama, insan evladından boşanmaz. Annelik ve babalıktan boşanma olmaz. Bizler sizin anneniz ve babanızız.’ mesajı verilmelidir. Bazen öyle fırtınalı ve negatif evlilikler olur ki; çocuklar ebeveynlerine ‘artık boşanın yapamıyorsunuz’ derler. Eşler arasındaki sevgi, saygı ve güven bağı yıkıcı bir biçimde zedelenmişse, boşanma kaçınılmazdır. Bu konuda ideal olan el sıkarak, çocukların geleceği için, aileden üçüncü bir kişinin hakemliğinde uzlaşarak ,duygulardan ziyade mantığını kullanarak boşanmaktır.

Eşinin ağzı koktuğu için ya da göğsü küçük olduğu için boşanan çiftler vardır. ‘Senin göğsün küçük, beni tahrik etmiyorsun’ diye eşine sürekli söylenen bir erkek, sonunda karısı tarafından terk edilmiştir. Bunların hepsi insanın evliliğe verdiği anlamla, ‘evlilikte ne, neden önemlidir? Öncelikler hangileridir?’ sorularına verilen cevaplarla ilgilidir. Bir insanın dokuz iyi özelliği, ağız kokusu gibi bir kötü yanı varsa, böyle bir sebepten evlilik yıkılmaz. Burada meseleye çözüm yolu bulmak gerekir. Bu düşüncedeki bir insan, eşi trafik kazası geçirse ve ayağı sakatlansa, onu bırakacak demektir. Bu insan evliliğe hazır değildir, evliliği bilmiyor kabul edilir.

Boşanmada alkol kullanımı ve ona olan bağımlılık, karşımıza önemli bir sebep olarak çıkar. Sigaranın zararı, kişinin daha ziyade kendi organlarına iken, alkolde insanın sosyal iletişimi ve bu arada evlilik bağları zayıflar. Alkol insanın akıl ve yargı gücünü zayıflattığı için, kişiye yanlış yaptırır. Bunun sonunda, - bir süre sonra - evlilik devam edemez hale gelir. Fakat bazı kişiler, evliliklerinin yıkıldığını gördüklerinde alkolden vazgeçebilirler. ‘Alkol aldığı zaman sakin oluyor’ düşüncesiyle, eşlerine içmesini tavsiye eden kadınlar vardır. Ama bir müddet sonra kişi gittikçe alkole daha bağımlı hale gelir. Kısa süre sonra da alkolizmin ileri boyutlarına ulaşır, çalışamaz olur, hatta akıl hastalıkları ortaya çıkar. Artık babalık görevi de yapılamaz.

Evlilikteki önemli boşanma sebeplerinden biri de güven zayıflaması, sadakatsizlik ve cinsel ihanettir. Kişinin, önündeki uzun evlilik yolculuğunu eşiyle yapamayacağı kanaatine varması veya eşinin kendisine zarar verebileceği düşüncesi de çiftleri boşanmaya götürebilir. Boşanma, mantığın insana en lazım olduğu zamanlardan biridir. Çünkü insan bu dönemde hep duyguları ile hareket eder. Mantık kullanıldığı zaman, kişi geleceğini akıllıca garanti altına alacak, sonra da herkes kendi hayatını yaşayacaktır.

Boşanma Bulaşıcı mıdır?

Boşanmış ailelerdeki çocukların boşanma oranları, diğer ailelerin çocuklarına göre daha yüksektir. Genellikle anne baba boşandıysa, kadın çocuğuna -özellikle kız çocuklarına - ‘ben babandan çok çektim, sen oku bir mesleğin olsun. Eğer kocanla geçinemezsen güçlü ol, kimseye muhtaç olma’ der. Bu durum aslında karı koca arasındaki güveni zayıflatır. Halbuki evlilikte güven çok önemlidir.

Psikolojide ‘kendini gerçekleştiren ön kabul’ diye bir yasa vardır. Bir insanın herhangi bir konuda ön yargısı varsa, bir müddet sonra ön kabul oluşan yasa kendini gerçekleştirmeye başlar. Mesela, ‘eşime güvenmiyorum, beni aldatabilir’ düşüncesine sahip bir eşin güvensizliği, bir süre sonra davranışlarına yansır. Bunun üzerine eş de savunmaya geçer. Karşılıklı güvensizlik tepkisi verilir ve bağlar zayıflar. Burada anne, farkında olmadan çocuğun beynine evlilikle ilgili güvensizlik tohumu atmaktadır. Bunu yapmakla ona zarar vermekte, gelecekte boşanmasına zemin hazırlamaktadır. Bu gibi hatalar insanın kendini tanımayışından kaynaklanır.

Bazen bunun tersi görüntüler de ortaya çıkabilir. Çocuk, ‘annem boşandı, ben de boşanıp kendime geçimsiz dedirtmeyeyim’ düşüncesiyle geçimsiz adamları düzeltmeye çalışır. Bunu başaran kadınlar az değildir. Bu davranış, kişinin hayattan alacağı dersle ilgilidir.

İnsan hayatını, değişen bir varlık olduğunu bilerek ve kendini devamlı tanıyarak sürdürmelidir. Kendisini eksiklik ve hatasız kabul eden insan bencildir, hayatı durgunlaştırır ve sorunlarla cesurca yüzleşemediği için hata yapar. Pek çok boşanma sebebinin arkasında bencilce bazı istek ve duygular vardır.

Boşanmanın Genel Zorlukları

Alkol ve madde bağımlılığının bazı türleri vardır ki, bunlar örtülü depresyondur. Kişi dışarıdan bakıldığında gayet neşeli görünür. Depresyonun sebep olduğu hayattan zevk almama, mutsuzluk gibi belirtiler göstermez. Fakat davranış bozukluğu ve kişilik değişimi şeklinde tezahür eden bir depresyon geçirebilir. Meselâ bu durum, erkeklerde alkol ve içkiye yönelme eğilimi, kadınlarda ise hastalık hastalığı, kronik yorgunluk ve temizlik hastalığı olarak ortaya çıkar. Bunlar maskeli depresyon belirtileridir. Yapılan ölçümlerde bu kişilerin beyinlerindeki serotonin maddesinin azaldığı, beynin elektriksel ve kimyevî enerjilerinin bozulduğu görülür.

Boşanmış kişilerin depresyon puanı çok yüksektir. Bu kişilerin anti-depresif tedaviye ihtiyacı vardır. Bu sebeple boşanma düzeyinde olan kişilerin büyük çoğunluğunun psikiyatrik yardım alması gerekir. Böyle yaparlarsa daha sağlıklı karar verir, daha az hata yapar ve analitik düşünce yeteneklerinin bozulmasını önlerler.

Depresyonda beyin, sürekli stres hormonları salgıladığından hücreler arasındaki ileti ve ‘Nöronal Renerasyon’ yâni beyindeki hücre yenileme faaliyeti yavaşlar. Sinir hücreleri hareketli ve devamlı gelişen hücrelerdir. Depresyon, bu hücrelerin sürekli genişlemesine engel olur. Mesela, beyne yeni bilgiler kaydedilmesini, insanın hayatında yeni ufuklar açılmasını engeller, kısaca beyne zarar verir. Bozulan alana göre herkesin hedef organında (mide-bağırsak, kalp-damar, tansiyon, astım, alerji) birçok psikosomatik hastalık görülür. Meselâ boşanmalardan altı ay ya da bir sene sonra kansere yakalanan pek çok kimse vardır. Çünkü beyin, salgıladığı stres hormonlarıyla kemik iliğini, dolayısıyla vücudun savunma sistemi zayıflatır. Böylece vücuttaki uyuyan hastalıklar açığa çıkar.

Herkesin vücudunda uyuyan birkaç kanserli hücre vardır. Vücut savunma sistemi onu bloke eder ve zararsız bir şekilde uyutur. Fakat stres altında olduğunda kişinin savunma sistemi zayıflar, uyuyan hastalık alevlenir. Özellikle ilerleyen yaşlarda vücuttaki kanser hücreleri artar, stres bunları harekete geçirir. Bu yüzden boşanma tatsız, istenmeyen ve herkesin bedel ödediği bir hadisedir. Kazananı olmayan, herkesin az veya çok kaybettiği bir durumdur. Âdeta savaş gibidir. Savaşta kazanan insan bile çok şey kaybeder.

Boşanmanın Kadın ve Çocuk Açısından Zorlukları

Boşanma aile birliğinin bozulmasıdır. Evlilik sözleşmesinin bitmesi anlık bir durum değildir. Belli bir sürecin son noktasıdır. İstenilmediği halde yaşanan acı bir gerçektir.

Boşanmada en büyük bedeli çocuk öder. Öfkenin ve düşmanca tutumların çokça yaşanması çocukta sevilmediği duygusunu uyandırır. Çoğu zamanda boşanmadan çocuklar kendilerini sorumlu tutarlar ve suçluluk duygusu geliştirirler.

Boşanmanın sebebi ve şekline göre çözümler değişir. İhanet ve sadakatsizlik söz konusu ise fırtına şiddetli yaşanır. Boşanma kaçınılmazsa kademeli geçişlerde fayda vardır. Çiftler, boşanmaya kesin karar vermeden önce şu soruları kendilerine sormalıdırlar:

Evliliği kurtarmak için elimden gelen her şeyi yaptım mı?

Mutsuzluğunun sebebinin evliliğim olduğuna emin miyim?

Boşanma sonrası çıkacak yeni sorunlarla baş edebilir miyim?

Çocuk yalnız birimize ait değil. Bunu kabulleniyor muyuz?

Çocuklar boşanmanın kendisinden çok oluş biçiminden ve süreçte yaşananlardan etkilenirler. Çocuklar anne babayı beraber tanımışlardır ve onları birlikte isterler. Bu duyguya saygı beslemek gerekir. Çocukların bu durumdan sarsılmalarını en asgarî düzeye çekmek için çocuktan boşanmanın olmayacağını anlatmak ve çocuğu ayrılığa alıştırmak gerekir.

Kadınlar annelik duygularının ağırlığı sebebi ile çocukların mağduriyetinden daha fazla etkilenirler. Boşanmadan ikinci derece de zarar görecek olan onlardır. Bu nedenle boşanmada duygularla değil mantıkla hareket etmek, mümkünse el sıkışarak ayrılmanın yollarını bulmak daha doğru olur.

Kadını etkileyen diğer konu da toplumun kendisine bakışıdır. Boşanmış kadın imajı, taşınması zor bir yüktür. Onuruyla yaşayabilmek emeği ile geçinebilmek ve değer yargılarını savunabilmek için güçlü olması gerekir. Ancak kadına değer vermeyen, kendini yetersiz hissettiren ve sadakatten nasibi almamış bir erkekle yaşamanın da ne kadar onur verdiği tartışılır. Netice de boşanma ne getirip ne götüreceğinin iyi hesaplanması gereken ciddi bir karardır.