tel-icon 0546 633 56 50

  • face-icon
🔎

GÜVEN SORUNU

Güven Duygusu

İnsanlar arasındaki ilişkilerde en temel duygu güvendir.Güvendiğimiz insanları severiz,saygı duyarız.Güven varsa en gizli sırlarımızı açabiliriz.Güven duygusuyla her tür işbirliğine açık oluruz. Bu açıdan insanların yemek,içmek gibi fizyolojik ihtiyaçlarıyla beraber hayati önem taşıyan en önemli gereksiniminin güven duygusu olduğunu söyleyebiliriz.

Ancak böylesine önemli bir ihtiyaç olan bu duyguyla ilgili hep sorunlar yaşarız.Ya çok kolay güven duyarız ya da yoğun güvensizlikler yaşarız.Her iki halde de etkenler farklıdır ve kökenini çocuklukta aramak gerekir.Sağlıklı bir ailenin çocuğa kazandırdığı ilk temel duygu da budur. Doğduğu andan itibaren bir bebek annesinin kokusunda,sesinde güven arar.Her ağladığı anda ihtiyaçlarına cevap verilen,sevildiğini ve değer verildiğini bilerek büyüyen çocuklar özgüven duygusu yüksek bireyler olarak yetişirler.Çocuğun ailede gördüğü kabul,ona verilen sorumluluk, ahlaki değerler ve duyulan güven,çevresiyle dengeli ilişkiler kurma becerisi kazanmış, kendine güvenli bir yetişkin olarak toplum içinde yer almasını sağlar.Bireyin doğumla getirdiği mizaç özellikleri sağlıklı ve dengeli bir aile yapısı içinde şekillenir.Onu diğer insanlardan ayıran temel karakteri olur.

Güvensizlik/Kendine Güvensizlik

Her aile çocuğunu doğru eğitim vererek yetiştirmek isterse de bu her zaman mümkün olmayabilir. Bireylerin temel kişilik özellikleri nasıl farklıysa,ailelerin yapıları da birbirlerinden çok farklı özellikler gösterir.Çocuk yetiştirirken uyguladıkları yöntemlere göre:

Otoriter,baskıcı ve aşırı kuralcı
Mükemmeliyetçi
İlgisiz
Aşırı korumacı
Denetleyici
Bağımlı
olan ailelerde yetişen çocukların büyük bir çoğunluğunun güven sorunu yaşadıklarını görüyoruz. Önce kendine güvensizlikle başlayan bu sorunun zamanla diğer ilişkilere de yansıması ve neredeyse herkese ve her şeye karşı güvensizlik olarak yayılması sık rastlanır bir durumdur. Güvensizlik duygusuna,

Aşırı kırılganlık,
Alınganlık
Şüphe
Kıskançlık
gibi ek duygular da eşlik eder.Kişi sürekli yanlış yapmamak için tetiktedir.İnsanların kendisi hakkında ne söyleyecekleri ya da ne düşünecekleriyle ilgili olarak endişeler yaşar.Başarısız olma korkusu bütün ilişkilerinde etkisini gösterir.

Kendine güven sorunu yaşayan insanlarda belirgin iki tip davranış göze çarpar.Ya pasif ve içe dönüktürler,ya da baskıcı ve saldırgandırlar.Pasif ve içe dönük olanlar özellikle toplum içinde mümkün olduğunca geri planda kalmaya çalışır ve karşılarındaki insanların kolaylıkla etkisi altında kalabilirler.Bu yönleriyle bağımlı kişilik özellikleri gösterdikleri söylenebilir.Sosyal hayatlarında hayran oldukları bir idolleri vardır.Göz önünde bulunmaktan çekinirler ama kendine güveni olan insanlara da tutkuyla bağlanırlar.

Baskıcı ve saldırgan yapıdaki kişiler ise özellikle yakın çevrelerindeki insanlara karşı oldukça katı, hoşgörüsüz ve kıskançlık duygularıyla hareket ederler.Kendilerine olan güven eksikliğinden kaynaklanan bir takım endişelerden dolayı herkesi ve her şeyi denetleme,kontrol etme ihtiyacı duyarlar.Saldırgan davranışlarıyla da korku oluşturarak diğer bireyler üzerinde üstünlük kurmaya, etkili olmaya çalışırlar.

Çevreye Karşı Güvensizlik

Çocuğun gelişimi ve kişiliğindeki önemli etkisinden dolayı ailenin tutumu burada da karşımıza çıkıyor.Daha çok küçük yaşlardan başlayarak çocuğa sorumluluk vermek,adil olmasını ve kendi potansiyelinin farkına varmasını sağlamak öncelikle çocuğuna güven duyan,ilgili ve dengeli ailelerin başarabileceği bir eğitim becerisidir.Çocuğun sosyal yönünü destekleyerek verilen eğitim, onun toplum içinde kendini rahatça ifade etmesine ve yaşadığı sorunlara karşı kendi çözümlerini üretmesine zemin hazırlayacaktır.Güven duygusu iki taraflı bir duygudur.Kendine güven duyan başkalarına da güven duyar. Özgüven problemi yaşayan insanlar ise çevreleriyle de güven sorunu yaşarlar. Sürekli olumsuzluk yaşayacaklarına dair beklentiler içindedirler.Yaşadıkları her tür olumsuzluk için hep başka birilerini sorumlu tutarlar.Dolayısıyla hayatlarının ve yaşadıkları olayların akışını başka insanların ellerine bırakabilirler.Çünkü kendi kendilerine yetebileceklerine,kendi ayakları üzerinde durabileceklerine olan inançları yetersizdir.

Evlilikte Güven Duygusu

Evlilikler her ne kadar sevgi ve saygı temelli birliktelikler olarak düşünülse de aslında en önemli gereksinim karşılıklı güvendir.Bu duygu üzerine kurulmuş ilişkiler gelecek nesillerin yapısını belirler. Güven olmaksızın sürdürülen her ilişki baştan sorunlu başlamış demektir.

Hemen hemen tüm kültürlerde önemli bir yere sahip evlilik kurumunda kişilerin birbirlerine;

Yapıcı,
Dürüst,
Destekleyici,
Yönlendirici,
Adil,
Anlayışlı
İlgili ve nazik davranması esastır.
Ancak bütün bu özelliklerin tümü öncelikle güven temeline oturmalıdır.İlişkilerde tartışma ve anlaşmazlıklar yaşanması doğaldır.Yaşanan olumsuzluklar çözümlenirken tarafların üstünlük mücadelesine dönüşmemelidir.Pek çok insan tartışmaları uzlaşma amacı yerine karşısındaki insanı tüketme ve güvenini sınama temeline dayandırır.Böyle bir tutumun evliliklere olumlu bir katkı sağlamayacağı açıktır.

Eşler Arasında Güvensizlik

Kişilerin başkalarına olan güvensizliği aslında kendilerine olan güven eksikliğinden kaynaklanır. Kontrol altına alınamayan bu tür olumsuz duygular özellikle evlilik gibi uzun sürmesi beklenen ilişkiler ve taraflar açısından çok yaralayıcı ve yıpratıcı sonuçlar getirebilir.Güven duygusundan yoksun evliliklerde;

· Aşırı sahiplenme,

· Kısıtlayıcı ve engelleyici tavırlar,

· Sözel ya da fiziksel şiddet eğilimi,

· Terk edilme korkusu,

· Aldatılma şüphesi,

· Kıskançlık,

· Kaygı bozuklukları, gibi davranım sorunları olduğu görülmektedir.

Kişi kendi yaşadığı güven eksikliğinin getirdiği olumsuz duygu durumlarını karşısındaki kişiye yansıtır.Bu tip ilişkilerde özgüveni düşük olan taraf sevgi kaynaklı olduğunu iddia ettiği öfke ve kıskançlık duygularını öne çıkarır.Bu duygu ilişkilere öylesine yapışmıştır ki ‘Seven insan Kıskanır’ türünde deyimlerde bile yer bulabilmiştir.Oysa seven insan kıskanmaz,serbest bırakır.Sevdiği insanın kendine özel alanları ve ilgileri olduğunun bilinciyle hareket eder.

Güven eksikliği diğer bir ifadeyle yetersizlik duygusudur.Yetersiz olduğunu düşünen birey, kendisinde olmadığını düşündüğü niteliklerden dolayı beraber olduğu insanın başkalarına ilgi duyabileceğinden endişe duyar.Bir süre sonra da bu endişe duygusu gerçeklik halini alır ve kişinin kendisi de buna inanır.İnançlar da yargıları oluşturur.Beraber olduğu insanı yargılamaya başladığında artık bir çok şey geri dönülemez noktaya gelmiştir.Toplumsal baskıların getirdiği bir kabullenicilikle bu evlilik ya katlanılarak sürdürülmeye çalışılır ya da yıpratıcı süreçlerden sonra öfke duygularıyla beraber bitme noktasına gelir.Bu nokta ‘Ne seninle,ne de sensiz’ noktasıdır. Arada çocuklar da varsa evlilik bitirilemez.Bitse bile birbirinin hayatına müdahale devam eder.