tel-icon 0546 633 56 50

  • face-icon
🔎

ÖZGÜVEN SORUNU

Özgüven Eksikiği ?


Bu başlığa neden ‘?’ koydum?
Çünkü ‘özgüven eksikliği’ sanki bir tanıymış gibi çok sık kullanılıyor. Fakat biraz havada ve muğlak bir kavram.

Tanımı net olmadığı gibi, nasıl ölçüleceği ve nasıl düzeltileceği de net değil.
Bazen insanlar ‘bende özgüven eksikliği var Dr. bey’ diye geliyor. Kimden ya da nereden duyduysa bu tanımı kendine veya yaşadığı soruna o kadar yakıştırmış ki, adeta bu ‘özgüven eksikliği’ni tedavi ettirmeye gelmiş gibi.

Kinik tecrübelerim ve kişisel kanaatime dayanarak şunu söyleyebilirim ki ‘Özgüven Eksikliği’ tek başına ayrı bir tanı değil, birçok psikolojik durumda görülebilen bir belirtidir. Adeta altta yatan sorunun görünen tarafı, buz dağının görünen kısmıdır.

‘Özgüven Eksikliği’ Bazen depresyonun, bazen sosyal fobinin ya da panik atakların ve yoğun kaygıların, bazen yaşanmış travmaların, bazen de çekingen kişilik özelliklerinin bir parçası olabilmektedir.

ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ

‘Özgüven Eksikliği’? nasıl tanımlanmış?
Vitamin ya da demir eksikliği gibi bir şey mi? Bu eksikliği nasıl ve neyle tamamlarız?
Psikiyatrik hastalıklar arasında doğrudan ‘özgüven eksikliği’ diye bir tanı, böyle bir hastalık yok. Belki bir belirti ya da bir belirtinin farklı bir görünümü ya da ifade şekli olabilir.
Türkiye’de yapılan tezleri taradığmda bu ‘özgüven eksikliği’ konusu ile daha çok eğitim fakültelerinin ve psikoloji bölümlerinin ilgilendiği gördüm.
Peki onlar ‘özgüven eksikliği’ni nasıl tanımlamış? Belirtileri neler? Nasıl bu sonuca varılıyor? Hangi test ve ya ölçekler kullanılıyor?

Aralarında bazı küçük farklılıklar olmasına rağmen ‘özgüven’ kavramı yerine bazen ‘özyeterlilik’ bazen de ‘algılanan yeterlilik’ kavramları kullanılmakta.
Öncelikle özgüven ile ilgili yapılan bazı tanımları paylaşıp ardından bunlara ilişkin düşüncelerimi belirtmeye çalışayım.

Bir tanımlamada ‘Özgüven’ kişinin kendisini değerlendirmesi, kendisinden memnun olup olmaması sonucu ortaya çıkan öznel bir olgu olarak ifade edilmektedir. Ayrıca olumlu ya da olumsuz olabildiği ve şartlara göre değişim gösterebileceği belirtilmektedir.
Bu tanımda özgüvenin değişken ve daha önemlisi öznel bir kavram olduğu belirtilmekte. Yani özgüveni dışarıdan birinin değerlendirmesi pek olası değil. Çünkü hem değişken hem de içte hissedilen bir şey.

Başka bir tanımda ‘özgüven eksikliğinin derecesi’ yaşam boyu karşılaşılan düş kırıklıklarının sıklıklarına ve önem derecesine bağlıdır denmektedir.
Bu tanıma göre ise ne kadar çok düş kırıklığı yaşanırsa özgüvenin o kadar azalacağı söyleniyor. Peki sizce Edison’un özgüveni düşük müydü. Ampülü bulmak için yüzlerce deney yaptığı, başarısız olmasına rağmen pes etmediği biliniyor. Ampülün mucidine bu kadar düş kırıklığı yaşadığı için ‘özgüveni eksik’ mi diyeceğiz?

Başka bir tanımda ‘zorluk çektiğimiz tüm insan ilişkileri özgüvenimize zarar verebilir. Bir durum kişinin kendisini kötü hissetmesine yol açıyor ise, o kişi o konuya ilgili kendine olan güvenini yitiriyordur’ denilmektedir.
İnsan ilişkilerinde ya da hayatta değişik zorluklar yaşayan ama bu yaşadığı zorluklara rağmen çalışmaya, üretmeye ve insanlara faydalı olmaya devam eden, insanları seven ve sevilen kişiler yok mu? Tabi ki var. Bu kişilere ‘özgüveni eksik’ mi diyeceğiz? Belki de sorun aslında yaşanan zorluk, düş kırıklığı değil de bu soruna kişilerin yaptığı yorum ve bakış açısıdır ve kişisel olarak değişir.

Bir başka tanımda ‘kişinin dışarıya yansıttığı görüntü de özgüven açısından önemlidir, çünkü rahat ve güvenli bir görüntü diğer insanların üzerinde olumlu bir etki bırakır; bu da kişinin kendisine daha çok güvenmesine neden olur.’ denilmektedir.
Bu görüşe göre ise eğer bir şekilde dışarı güven telkin edersek, bu bize geri yansıyacak ve bizim de özgüvenimiz artacak. Sanki bir ‘Secret’ havası var. Hani ‘evrene yolluyorsun’ da evrenden sana geliyor ya. Bir zamanların meşhur kitabı.

Bir başkası ‘fiziksel görünüm ile özgüven arasında bir benlik şema teorisi olduğunu savunur. Bireyin şemasında fiziksel görünümüne verdiği değer, özgüvenle doğru orantılıdır; bu da fiziksel görünüm ile özgüven arasında yakın bir ilişki olduğunu gösterir.’
Aslında burada sorun fiziksel özellik değil de, bu özelliği algılama ve yorumlama biçimi olabilir. Benzer fiziksel özellikteki bazı insanlar kendine daha fazla güvenirken bazıları daha az güvenebilir. Peki doğuştan ya da sonradan edinilmiş engeli olan bazı insanlar görürüz ki özgüveni gayet yerindedir. Bu durumu bu tanıma göre nasıl açıklayacağız?

Bir başka tanımda ‘eğer kişinin başarıları isteklerine yaklaşıyor ve onları karşılayabiliyorsa sonuç olarak ortaya yüksek özgüven çıkar. Bireyin özgüveni, yapabildiğini iddia ettiği şeylere göre yapabildiklerini kıyaslamasıyla şekillenir. Bu yaklaşımını şöyle formüle etmektedir:
Özgüven = Hedefte varılan başarı / Varılmak istenen hedef
Bu formüle göre başarıyı arttırmak ya da hedefi düşürmek özgüveni arttırıyor gibi bir anlam çıkıyor. Ama pek bir şey başaramadığı halde özgüveni yerinde olan ve tam tersine yeterince başarısı olduğu halde hala kendine güvenemeyen kişileri nasıl açıklayacağız?

Başka bir görüşe göre ise ‘özgüven, kişinin etrafındaki insanlarca kabulü ve takdiri sonucu ortaya çıkar.’
Peki ailesi ve hatta toplumu ile zıtlaşan, etrafından kabul görmeyen ama buna rağmen inadına ve isyanına devam eden ve bildiğinden şaşmayan insanlara özgüveni düşük mü diyeceğiz?

Bazı tanımlamalarda ise ‘özgüvenin bebeklik ve çocukluk yıllarında çevresel etkileşimler ile oluştuğu ifade edilir. Yani yeterli sevgi ve ilgi gösterilen, sınırlarına saygı duyulan, cesaretlendirilen ve çok yönlü olarak eğitim verilen çocukların iyi, olumlu ve yeterli bir özgüvene sahip olacakları ifade edilmektedir.
Bu görüş özgüvenin aslında bir kişilik özelliği olduğunu göstermektedir ki ben de bu görüşteyim.

Peki kişilik nedir ve nasıl şekillenir?
Kişiliğin temel iki öğesi vardır. Bunlar mizaç ve karakterdir. Mizaç biyolojik ve genetik olarak doğuştan gelen kişilik parçasıyken, karakter özellike bebeklik ve çocukluk yıllarında çevremizdeki kişiler ile olan etkileşimler sonucu gelişir.
Yani ‘özgüven’ kişiliğimizin bir parçasıdır. Yaşadığımız hayat dönemi, durum ve çevresel olayların yanında içsel olarak kendimizi nasıl hissettiğimzle bağlantılı olarak değişiklik gösterebilir.
Burada asıl dikkat edilmesi gereken şey ise, bazı psikolojik sorunlar ya da bir takım başarısızlıklar yaşayan kişilere hemen ‘SENDE ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ’ var dememek gerektiğidir. Bu oldukça yanlış bir yaklaşımdır. Bunun bir kaç nedeni var.
Öncelikle özgüven düzeyini ölçecek bir test olmadığından söylediğimiz bu şey oldukça göreceli olacak ve gerçeği tam olarak yansıtmayacaktır.
Ayrıca özgüven bir kişilik özelliği olduğundan ve kişilik ile ilgili yargıya varmak da oldukça zor ve zaman alan bir durum olduğundan bazı sorunları ‘özgüven eksikliği’ olarak tanımlamak acele ve yanlış olacaktır.
Bence daha da önemlisi ‘özgüven eksikliği tanısı’ koyarak kişiyi etiketlemek, durumu daha da soyut ve belirsiz hale getirecek, kişiyi sorundan ve daha da önemlisi çözümden uzaklaştıracaktır.
Freud ve sonraki psikanalistler (özelikle her şeyi bilinçaltında ve unuttuğumuz çocukluk yıllarında arayanlar) tüm sorunların kaynağı olarak çocukluk yıllarını ve bilinçaltını adres göstermesiyle eleştirilmiştir. Bu yaklaşım soruna ve çözüme odaklanmak yerine geçmişe gitmesi, tedavilerin uzun sürmesi ve en önemlisi ne tanının ne de tedavi sonuçlarının ölçülememesi ile eleştirilmişitir.
Şimdi yine herhangi bir durum için sanki bir tanı(m) ya da bir sendrom gibi ‘ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ’ demenin de ‘çocukluğa inmek’ten ve durumu daha karmaşık hale getirmekten başka bir faydası olmadığını düşünüyorum.

Sonuç
‘Özgüven’ çabucak değerlendirilebilecek bir şey değildir.
‘Özgüven’ bir kişilik özelliği olduğu için tek başına değerlendirmek yanlıştır.
‘Özgüven’ düzeyini ölçecek somut bir araç ve yöntem bulunmamaktadır.
‘Özgüven Eksikliği’ olarak tanımlanmış psikiyatrik bir tablo ve psikolojik bir bozukluk (henüz) yoktur.

‘Özgüven Eksikliği’ tek başına ayrı bir tanı değil, birçok psikolojik durumda görülebilen bir belirtidir. Adeta altta yatan sorunun görünen tarafı, buz dağının görünen kısmıdır.

‘Özgüven Eksikliği’ bazen depresyonun, bazen sosyal fobinin ya da panik atakların ve yoğun kaygıların, bazen yaşanmış travmaların, bazen de çekingen kişilik özelliklerinin bir parçası olabilmektedir